Etiket: İran İsrail Savaşı

  • İran’dan İsrail’e Füze Yağmuru: Ülkede Büyük Patlamalar

    İran’dan İsrail’e Füze Yağmuru: Ülkede Büyük Patlamalar

    Gerilim Zirveye Tırmandı: İran’dan İsrail’e Geniş Çaplı Saldırı

    Ortadoğu’da uzun süredir devam eden gerilim, son saatlerde İran’ın İsrail’e yönelik geniş çaplı füze ve insansız hava aracı saldırısıyla eşi benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştı. Tahran yönetiminden yapılan açıklamaların ardından, gece saatlerinde İsrail semalarında onlarca, hatta yüzlerce hava aracının tespit edildiği bildirildi. Bu saldırı, bölgedeki dengeleri kökten değiştirebilecek potansiyele sahip bir misilleme olarak değerlendiriliyor. İsrail ordusu, İran topraklarından fırlatılan kamikaze insansız hava araçları ve balistik füzelerin hedeflerine doğru ilerlediğini teyit etti. İran Devrim Muhafızları ise saldırının, Şam’daki konsolosluk binasına düzenlenen ve üst düzey komutanların hayatını kaybettiği olayın intikamı olduğunu açıkladı. Bölge kaynakları, saldırının birkaç dalga halinde gerçekleştiğini, İran’ın kapasitesini göstermeye yönelik kapsamlı bir operasyon olduğunu belirtiyor. Bu gelişme, küresel çapta büyük yankı uyandırırken, birçok ülke lideri acil durum toplantılarına başladı.

    Füzeler Hedefe Ulaştı: Büyük Patlamalar ve Hasar Raporları

    İran’dan fırlatılan füzelerin ve insansız hava araçlarının İsrail hava sahasına girmesiyle birlikte, ülkenin çeşitli bölgelerinden büyük patlama sesleri geldiği aktarıldı. Özellikle Kudüs, Tel Aviv ve Necef Çölü bölgelerinden gelen haberler, sivil yerleşim yerlerinin yakınlarında ve askeri üslerde hasar meydana geldiği yönünde. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), hava savunma sistemlerinin büyük çoğunluğu engellediğini iddia etse de, bazı füzelerin hedeflerini vurduğu ve önemli maddi hasara yol açtığı belirtildi. Özellikle Necef Çölü’ndeki bir askeri üsse isabet eden füzelerin, ciddi hasara neden olduğu rapor edildi. Görgü tanıkları, gökyüzünde parlak ışıkların ve ardından gelen şiddetli patlamaların korku ve paniğe yol açtığını ifade etti. İlk belirlemelere göre can kaybı yaşanıp yaşanmadığı henüz netlik kazanmazken, birkaç kişinin hafif yaralandığı ve şoka girdiği bildirildi. Patlamaların şiddeti, kilometrelerce öteden duyulmuş, şehirlerde siren sesleri yankılanarak halkı sığınaklara yöneltmiştir. İsrail İç Güvenlik Bakanlığı, halktan sığınaklarda kalmaya devam etmelerini isterken, hasar tespit çalışmalarının sürdüğü duyuruldu.

    Savunma Sistemleri Devrede: İsrail’in Karşılığı ve Hava Savunması

    İran’ın saldırısına karşı İsrail’in hava savunma sistemleri tam kapasiteyle devreye girdi. Ünlü Demir Kubbe (Iron Dome), Davut Sapanı (David’s Sling) ve Arrow sistemleri, İsrail semalarında füze ve insansız hava araçlarını etkisiz hale getirmek için aralıksız çalıştı. Gecenin karanlığında, gökyüzünde sık sık füze savar füzelerin hedeflerini imha ettiği anlar kameralara yansıdı. İsrail ordusu sözcüsü, hava savunma sistemlerinin saldırıların yüzde 99’unu başarıyla önlediğini, ancak yine de bazı füzelerin ülkeye girdiğini ve hasara yol açtığını bildirdi. Hava savunma operasyonlarına, ABD, İngiltere ve Ürdün gibi müttefik ülkelerin de destek verdiği iddia edildi. Özellikle Ürdün hava sahası üzerinden geçen bazı İran füzelerinin, Ürdün ordusu tarafından engellendiği belirtildi. Bu iş birliği, bölgesel güvenlik mimarisinin ne denli karmaşık ve çok katmanlı olduğunu gözler önüne serdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, güvenlik kabinesini acil olarak toplarken, İran’ın saldırısına “ağır bir bedel ödeteceklerini” ifade etti. Bu açıklamalar, İsrail’in misilleme yapma ihtimalini güçlendiriyor ve bölgedeki gerilimi daha da tırmandırıyor.

    Uluslararası Tepkiler ve Acil Toplantılar

    İran’ın İsrail’e yönelik saldırısı, dünya genelinde büyük bir şok etkisi yarattı ve uluslararası toplumdan peş peşe tepkiler geldi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, acil olarak gerilimin düşürülmesi çağrısında bulunarak, bölgenin uçurumun eşiğinde olduğunu belirtti. ABD Başkanı Joe Biden, İsrail Başbakanı Netanyahu ile telefonda görüştü ve İsrail’e tam destek sözü verdi. Biden, İran’ın saldırısını kınarken, Tahran’a karşı ortak bir uluslararası yanıt üzerinde çalışacaklarını ifade etti. Avrupa Birliği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Batılı ülkeler de saldırıyı şiddetle kınayarak İran’a itidal çağrısı yaptı. Rusya ve Çin gibi ülkeler ise taraflara sağduyu çağrısında bulunarak, durumun daha fazla tırmanmasını engellemek için diplomatik yolların kullanılması gerektiğini vurguladı. BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin talebi üzerine acil olarak toplandı. Toplantıda, konsey üyeleri bölgedeki son durumu değerlendirdi ve gerginliği azaltmaya yönelik olası adımları görüştü. Uluslararası kamuoyu, bu gelişmenin küresel ekonomiye ve enerji piyasalarına olası etkilerini de yakından takip ediyor. Petrol fiyatlarında ani yükselişler gözlemlenirken, küresel tedarik zincirleri üzerinde yeni baskılar oluşabileceği endişesi dile getiriliyor.

    Bölgedeki Gerginliğin Kökleri: Neden Bu Noktaya Gelindi?

    İran ile İsrail arasındaki düşmanlık, onyıllardır süregelen karmaşık bir tarihe dayanıyor. Ancak son yıllarda ve özellikle Gazze’deki çatışmaların başlamasıyla birlikte bu gerilim tırmanışa geçti. İran, İsrail’in bölgedeki varlığını ve politikalarını sürekli olarak eleştirirken, İsrail de İran’ın nükleer programını ve bölgesel vekil güçlerini kendisine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Şam’daki İran konsolosluk binasına düzenlenen ve üst düzey Devrim Muhafızları komutanlarının hayatını kaybettiği hava saldırısı, bu son misillemenin doğrudan tetikleyicisi oldu. İran, saldırıdan İsrail’i sorumlu tutmuş ve intikam yemini etmişti. Uzmanlar, bu saldırının uzun süredir “gölge savaş” olarak nitelendirilen iki ülke arasındaki çatışmayı açık bir yüzleşmeye taşıdığını belirtiyor. İran, bölgesel nüfuzunu artırmaya çalışırken, İsrail de kendi güvenliğini sağlamak amacıyla bu nüfuza karşı koymaya devam ediyor. Bu durum, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ülkelerdeki vekil gruplar aracılığıyla yürütülen dolaylı çatışmalarla kendini gösteriyordu. Ancak bu son doğrudan saldırı, çatışmanın yeni ve tehlikeli bir aşamaya evrildiğini gösteriyor.

    Gelecek Senaryoları: Bölgeyi Bekleyen Kriz

    İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırısı, Ortadoğu’da geniş çaplı bir savaşın fitilini ateşleyebilecek potansiyele sahip. İsrail’in, topraklarına yapılan bu saldırıya nasıl bir karşılık vereceği, önümüzdeki saatlerde ve günlerde bölgenin kaderini belirleyecek ana faktörlerden biri olacak. İsrail’in misilleme yapması durumunda, İran’ın da yeni bir yanıt vermesi beklenebilir, bu da bir “karşılıklı misilleme sarmalı”nı tetikleyebilir. Bu senaryo, Lübnan’daki Hizbullah gibi diğer bölgesel aktörleri de çatışmaya dahil edebilir ve bölgesel bir savaşa dönüşebilir. Uluslararası toplum, bu tırmanışı engellemek için yoğun diplomatik çabalar sarf ediyor. Ancak tarafların kendi güvenlik algıları ve intikam duyguları, diplomatik çözüm arayışlarını zorlaştırıyor. Bölgedeki herhangi bir geniş çaplı çatışma, küresel enerji tedarikini ve uluslararası ticareti ciddi şekilde etkileyebilir, dünya ekonomisi üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Uzmanlar, tarafların bir noktada itidalli davranarak daha fazla tırmanışı önlemesi gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde, Ortadoğu’da uzun süreli bir istikrarsızlık dönemi başlayabilir.

    Görgü Tanıkları Anlatıyor: Korku ve Belirsizlik Havası

    İsrail’in gece boyunca yaşadığı füze saldırısı, sivil halk üzerinde derin bir korku ve belirsizlik havası yarattı. Siren seslerinin ülke genelinde yankılanmasıyla birlikte, milyonlarca insan sığınaklara koşmak zorunda kaldı. Kudüs’te yaşayan Ayşe Hanım, “Hayatımızda böyle bir gece yaşamadık. Çocuklarım çok korktu, sürekli patlama sesleri geliyordu,” yorumunu yaptı. Tel Aviv’den David Cohen ise, “Demir Kubbe’nin füzeleri havada imha etmesini gördük. Bir yandan rahatladık, diğer yandan ise ne olacağını bilememenin endişesini yaşadık,” ifadelerini kullandı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, gökyüzünde süzülen füzelerin ve ardından gelen parlak patlamaların anları yer aldı. Bu görüntüler, saldırının şiddetini ve halkın yaşadığı korkuyu gözler önüne serdi. Vatandaşlar, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sığınaklardan çıksa da, bölgedeki gerginlik ve misilleme beklentisi nedeniyle hayatın normale dönmesi zaman alacak gibi görünüyor. İsrail hükümeti, halkın moralini yüksek tutmaya çalışırken, güvenlik güçleri teyakkuz halinde bekliyor. Bölgedeki her bir birey, nefesini tutmuş, gelecek hamleleri bekliyor.

  • Explosions Rock Israel As Iran Launches New Missile Barrage 219466

    Explosions Rock Israel As Iran Launches New Missile Barrage 219466

    Orta Doğu’da Balistik Bir Gece: Sahada Neler Oluyor?

    Bir Arrow-3 önleme füzesinin birim maliyeti yaklaşık 3,5 milyon dolarken, onu tetikleyen İran yapımı bir balistik füzenin üretim maliyeti bunun onda birinden daha azdır. Bu ekonomik asimetri, modern hava savaşlarının en can yakıcı gerçeğini oluşturuyor. İsrail semalarında parlayan patlamalar sadece askeri bir çatışmanın değil, aynı zamanda devasa bir finansal ve teknolojik yıpratma savaşının tezahürüdür. Tel Aviv ve Kudüs’teki sığınaklara inen milyonlarca sivil için siren sesleri, jeopolitik bir satranç tahtasında en riskli hamlenin yapıldığını haber veriyordu. Gökyüzünde süzülen ateş topları, bölgedeki güvenlik mimarisinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtladı.

    İsrail hava sahası, İran’dan fırlatılan yaklaşık 200 balistik füzenin hedefi haline geldiğinde, sivil havacılık rotaları anında değişti. Sosyal medyaya düşen görüntülerde, füzelerin atmosferi geçerken bıraktığı izler ve önleyici sistemlerin geceyi aydınlatan ışıkları net bir şekilde görülüyordu. Bu saldırı, Nisan ayındaki benzeri girişime göre çok daha yoğun ve doğrudan bir karakter taşıyordu. Özellikle hipersonik olduğu iddia edilen Fattah-1 füzelerinin kullanımı, saldırının teknik kapasitesini farklı bir seviyeye taşıdı. Sahadaki muhabirler, patlamaların sesinin komşu ülkelerden bile duyulduğunu rapor ederken, hasar tespit çalışmaları hala devam ediyor.

    İran’ın Stratejik Hamlesi Hangi Amaçlara Hizmet Ediyor?

    İran’ın başlattığı bu füze yağmuru, bölgedeki vekil güçler üzerinden yürütülen savaşın doğrudan bir devletler arası çatışmaya dönüşme riskini barındırıyor. Tahran yönetimi, bu operasyonu son dönemde uğradığı prestij kayıplarına ve üst düzey komutanlarına yönelik suikastlara bir yanıt olarak konumlandırdı. İç siyasetteki baskılar ve bölgesel caydırıcılığı yeniden tesis etme arzusu, bu ölçekte bir saldırının önünü açtı. Askeri uzmanlar, füzelerin hedef seçimine bakıldığında, sivil yerleşim yerlerinden ziyade askeri üslerin ve istihbarat merkezlerinin odak noktası olduğunu belirtiyor.

    İran’ın İsrail’e yönelik başlattığı son füze saldırısı, bölgedeki askeri dengeleri sarsan bir tırmanış olarak değerlendiriliyor. Yaklaşık 200 balistik füzenin kullanıldığı bu operasyon, İsrail’in çok katmanlı hava savunma sistemlerini test ederken küresel petrol fiyatlarında ani dalgalanmalara ve sivil havacılık rotalarının tamamen değişmesine yol açtı. Bu durum, Orta Doğu’da uzun süredir devam eden gerilimin artık kontrol edilebilir sınırları zorladığını açıkça ortaya koymaktadır.

    Stratejik açıdan bakıldığında, İran’ın bu hamlesi sadece bir intikam eylemi değil, aynı zamanda bir kapasite gösterisidir. Füzelerin fırlatılma sıklığı ve yoğunluğu, savunma sistemlerini doygunluğa ulaştırmayı amaçlayan bir lojistik planın parçasıydı. Tahran, kendi envanterindeki en gelişmiş mühimmatları kullanarak, gerektiğinde İsrail’in en korunaklı bölgelerine dahi ulaşabileceği mesajını vermek istedi. Bu hamle, bölgedeki diğer aktörlerin pozisyonlarını da yeniden gözden geçirmesine neden olacak bir ağırlığa sahiptir.

    Demir Kubbe ve Arrow Sistemleri Gelen Tehdidi Nasıl Göğüslüyor?

    Savunma sistemleri, binlerce kilometrelik bir alanı saniyeler içinde tarayarak tehdit önceliklendirmesi yapan karmaşık bir algoritma ile çalışır. İsrail’in savunma şemsiyesi, kısa menzilli Demir Kubbe (Iron Dome), orta menzilli Davud Sapanı (David’s Sling) ve atmosfer dışı önleme yapabilen Arrow serisinden oluşur. Bir balistik füze fırlatıldığında, uydular ve radarlar aracılığıyla anında tespit edilir. Bu süreçte yapay zeka destekli sistemler, füzenin düşeceği noktayı hesaplayarak sadece sivil alanları veya kritik tesisleri tehdit eden mühimmatları vurmak üzere harekete geçer. Boş araziye düşeceği öngörülen füzeler için pahalı önleyici füzeler harcanmaz.

    Bu savunma mekanizmasını, kaleye atılan yüzlerce topun arasından sadece gol olma ihtimali olanları tutmaya çalışan bir kaleciye benzetebiliriz. Ancak bu kaleci, aynı zamanda hangi topun daha sert geldiğini ve hangisinin sahte olduğunu milisaniyeler içinde ayırt etmek zorundadır. İran’ın saldırısında kullanılan çok sayıda füze, savunma radarlarını meşgul ederek gerçek hedeflerin gözden kaçmasını sağlamayı amaçlıyordu. Buna rağmen, İsrail ordusu ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) unsurları, füzelerin büyük bir kısmının etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

    Bu noktada göz ardı edilen şey şudur: Hava savunma başarısı sadece vurulan füze sayısıyla ölçülmez, aynı zamanda savunma stoklarının ne kadar hızlı tüketildiğiyle de ilgilidir. Saldırgan taraf, ucuz füzelerle savunmacı tarafı pahalı önleyicilerini bitirmeye zorlayarak uzun vadeli bir lojistik zafiyet yaratmayı hedefler. Bu durum, konvansiyonel savaşın ötesinde bir mühimmat ekonomisi savaşıdır. İsrail’in bu saldırıya verdiği yanıtın maliyeti, sadece askeri değil, aynı zamanda müttefiklerinden gelecek olan sürekli mühimmat akışına olan bağımlılığını da belirleyecektir.

    Bölgesel Güç Dengesi Ne Zaman Kırılma Noktasına Ulaştı?

    Gerilimin kökenleri yıllar öncesine dayansa da, son birkaç ay içinde yaşanan olaylar zinciri bu patlama noktasına zemin hazırladı. Diplomatik kanalların tıkanması ve karşılıklı kırmızı çizgilerin aşılması, tarafları geri dönüşü zor bir yola soktu. Bölgesel güç dengesi, özellikle istihbarat operasyonlarının fiziksel saldırılarla birleştiği anlarda ciddi sarsıntılar yaşadı. Her iki taraf da caydırıcılığını korumak için daha riskli adımlar atmaya başladı. Bu tırmanma merdiveni, artık basamakları birer birer değil, beşer beşer tırmanılan bir sürece dönüştü.

    Modern savaş tarihinde, bu kadar yoğun bir balistik füze saldırısının sivil can kaybı açısından bu denli sınırlı kalması, teknolojik üstünlüğün önemini bir kez daha vurguluyor. Ancak teknoloji, sahadaki gerçeği sadece bir süreliğine maskeleyebilir. İnsan psikolojisi ve toplumsal direnç, bitmek bilmeyen bu çatışma döngüsünde en büyük yarayı alan unsurlardır. Sığınaklarda geçirilen her saat, toplumların geleceğe dair güvenlik algısını kökten değiştiriyor. Bu değişim, siyasi liderlerin karar alma süreçlerinde daha sert pozisyonlar almasına yol açan bir kamuoyu baskısı yaratıyor.

    Küresel Enerji Piyasaları Bu Gerilimden Nasıl Etkilenecek?

    Küresel piyasalar, Orta Doğu’daki her patlama haberine anlık tepkiler verir. Brent petrol fiyatları, saldırı haberlerinin ardından %5’e varan bir artış göstererek 75 dolar seviyesinin üzerine çıktı. Yatırımcılar, özellikle Hürmüz Boğazı’nın güvenliği konusunda derin endişeler taşıyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolu, olası bir geniş çaplı savaşta en büyük koz haline gelebilir. Enerji arzındaki herhangi bir aksama, küresel enflasyonla mücadele eden ekonomiler için yeni bir şok dalgası anlamına gelecektir.

    Ekonomik etkiler sadece petrolle sınırlı kalmıyor; altın gibi güvenli liman varlıklarına olan talep de zirve yapmış durumda. Sigorta şirketleri, bölgeden geçen gemiler için risk primlerini artırırken, lojistik maliyetlerdeki bu yükseliş nihai tüketiciye kadar ulaşacak bir zam zincirini tetikliyor. Enerji piyasaları, şu an için saldırının bir ‘tek seferlik’ eylem mi yoksa uzun süreli bir yıpratma savaşının başlangıcı mı olduğunu anlamaya çalışıyor. Belirsizlik, piyasaların en sevmediği durumdur ve bu belirsizlik sürdüğü sürece volatilite devam edecektir.

    Sivil Havacılık Güvenliği ve Kapanan Hava Sahaları

    Hava sahası güvenliği, füzelerin fırlatıldığı ilk dakikalardan itibaren en kritik gündem maddesi haline geldi. Ürdün, Irak, Lübnan ve İsrail hava sahalarını tamamen kapatırken, yüzlerce uçuş havada rota değiştirmek zorunda kaldı. Bu durum, sivil havacılık tarihinin en büyük anlık operasyonel zorluklarından birini oluşturdu. Yakıtı azalan uçakların acil iniş yapabileceği uygun limanların bulunması, hava trafik kontrolörleri için tam bir kriz yönetimi sınavına dönüştü. Bölgedeki kaos, sadece yerel değil, Avrupa ve Asya arasındaki tüm uçuş trafiğini etkileyen bir darboğaz yarattı.

    Teknolojik takip sistemleri sayesinde sivil uçakların füzelerle karşılaşma riski minimize edilse de, 2020 yılında yaşanan Ukrayna Havayolları faciası gibi örnekler hafızalardaki tazeliğini koruyor. Hava yolu şirketleri, artık sadece ekonomik karlılığı değil, aynı zamanda jeopolitik riskleri de günlük operasyonlarının merkezine koymak zorunda kalıyor. Birçok havayolu, bölgedeki uçuşlarını süresiz olarak askıya alırken, bu durum turizm ve uluslararası ticaret üzerinde de doğrudan bir baskı oluşturuyor. Güvenli koridorların daralması, küresel ulaşım ağının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtladı.

    Bu noktada göz ardı edilen şey şudur: Siber savaş unsurları, fiziksel füze saldırılarıyla eş zamanlı olarak devreye giriyor. GPS sinyallerinin karıştırılması (spoofing), sadece askeri füzeleri değil, aynı zamanda sivil uçakların ve gemilerin navigasyon sistemlerini de yanıltıyor. Bu ‘görünmez’ saldırı türü, fiziksel patlamalardan çok daha geniş bir alanda kaos yaratma potansiyeline sahiptir. Bölgede uçan pilotların son dönemde artan GPS sapması raporları, çatışmanın dijital boyutunun ne kadar derinleştiğini gösteriyor.

    Gelecek Senaryoları: Misilleme Döngüsü Nereye Evrilecek?

    Diplomatik çevrelerde şu an en çok sorulan soru, İsrail’in bu saldırıya nasıl ve ne zaman yanıt vereceğidir. Geleneksel askeri doktrinler, bu çapta bir saldırının karşılıksız bırakılmasının caydırıcılığı tamamen yok edeceğini savunur. Ancak verilecek yanıtın boyutu, topyekun bir bölgesel savaşı tetikleyip tetiklemeyeceğini belirleyecektir. ABD ve diğer Batılı müttefikler, tansiyonu düşürmek için yoğun bir telefon diplomasisi yürütürken, sahadaki askeri hazırlıklar tam tersi bir yöne işaret ediyor. Nükleer tesisler, enerji altyapısı veya doğrudan askeri komuta merkezleri olası hedefler arasında zikrediliyor.

    Yaşanan bu son olaylar, Orta Doğu’da artık ‘statüko’ kelimesinin geçerliliğini yitirdiğini gösteriyor. Eski ittifaklar sarsılırken, yeni ve daha tehlikeli bir kutuplaşma ekseni belirginleşiyor. Uluslararası toplumun müdahale kapasitesi, tarafların kararlılığı karşısında yetersiz kalıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden çıkan kınama mesajları, sahadaki füzelerin hızına yetişemiyor. Bu durum, küresel güvenlik yönetişiminin de ciddi bir kriz içinde olduğunu teyit ediyor.

    Bölgedeki aktörlerin rasyonel aktörler gibi mi yoksa ideolojik dürtülerle mi hareket edeceği, önümüzdeki günlerin en belirleyici faktörü olacak. Yanlış hesaplamalar, yanlış istihbarat veya sadece bir iletişim hatası, geri dönülemez bir felaketin kapısını aralayabilir. Gökyüzündeki patlamalar dindiğinde ve dumanlar dağıldığında, geriye kalan tek şey daha derin bir güvensizlik ve daha büyük bir intikam arzusu olacak mı? Yoksa bu kriz, tüm tarafların uçurumun kenarını gördüğü ve geri adım atmaya karar verdiği bir dönüm noktası mı teşkil edecek? Yarın sabah uyandığımızda Orta Doğu’nun haritası fiziksel olarak değişmemiş olabilir, ancak güvenlik algısı ve güç dengesi bir daha asla eskisi gibi olmayacaktır. Peki, sizce bu teknolojik ve askeri tırmanışın sonunda kazanan bir taraf olması gerçekten mümkün mü?